23 Ocak 2012 Pazartesi

TOPUKLU AYAKKABI vs BABET



içinde bulunmak istediğiniz ruh haline göre tercih kullanıp öne çıkarabileceğiniz model karşılaştırmasıdır.
her sabah asansörde karşılaştığım ve kah kırmızı kah leopar desen high heel ile beni götüm kadar asansörde psikolojik olarak köşeye sıkıştıran aynı zamanda o asansörü tabut haline getiren hatun otoritesiyle önce bir güzel eziyor sonra ta en tepemden bana bakarak aramıza çivili tel örgüler örüp zırhlarını kuşanıyordu. yutkunarak zar zor günaydın diyordum. kısa minik eteği, uzun sarı saçları (şimdilerde ise koyu siyah) orta karar yerinde makyajı ile apartmanın en üstünde oturmayı hakedercesine sadece göz kamaştıran güzelliği ile değil, duruşu ile de paşa görmüş er misali beni panikten paniğe, heyecandan heyecana sürüklemekteydi. ancak bir gün yine binbir tereddüt ve heyecanla asansör kapısını açmamla beraber içerde bir dev beklerken köşeye saklanmış ıslak bir kedi yavrusu vardı. ürkek tavırlarıyla, mırıldanır gibi günaydın deyişiyle o vamp en üst düzey yönetici asistanı gitmiş bir dershane öğrencisi gelmişti sanki. tek ama tek bir fark vardı. o sabah ayağında topuklular yerine babetleri vardı. o hatun kişi babet giymiş ve babet olmuştu adeta. eşimin de günlerdir bahsettiğim hatuna camdan bakarken bana bu mudur kaç gündür bahsettiğin dişilik ikonu der gibi alaycı bakışlarına maruz kaldım. ihtişamdan eser kalmamış, naif bir hanfendi olmuştu. demem o ki, nasıl bir özgüven ve fiziksel duruş imkanı vermekte ki bu topuklu ayakkabı denen eşya, hatunların kölesi olmaya aslında bilinçaltımızda meğilliymişiz de merakımzı ondan sanki. nasıl bir iktidar ve maçoluktur ki babet karşısında tüm ipleri kendi elimizde hissetmekteymişiz.
hülasa; kadın denilen yüce varlık bizim nasıl olmamızı isterse öyle olur. o nedenle sokakta babet, evde topuklu ayakkabı, mutfakta sabo giyenlerden herkese nasip olsun!

Hiç yorum yok: