23 Ocak 2012 Pazartesi

PREMIER LEAGUE


ingilizleri pek sevmem, ama adamların sahip oldukları tüm değerleri sahipleniş biçimleri takdire şayandır. bu tarihleri için de, bayrakları için de, binaları için de gelenekleri için de geçerli. tüm bunların yanında futbol maçlarını da geleneksel anlamda bir şey kaybetmeden modarnize edip sadece saf futbol oyanyıp konuşarak ve yorumlayarak en derin keyfini yaşıyorlar. sıradan gazetelerinde bile futbol maçları sonrası grafikleri ve çizimleri ile enteresan bir yaklaşımları var. detaysa detay, yorumsa yorum. senin benim bilmediğim yada görmediğim açıdan bakıp dillendirebiliyorlar. sanırım bu birazda bizden farklı maç algılarından kaynaklanıyor. zira kaybedilen bir maçtan sonra bile futbola doymuş olmanın verdiği keyif münferit örnekler dışında insanları huzur ve mutluluk içinde evlerinin yolunu tutmalarını sağlıyor. futbolcuların kaldığı oteli dahi farklı konumlandıran, bundan kimsenin gocunmadığı gibi bunu pazarlama başarısına da ulaşan bir yapıları var. satılan kulüpler ve holiganizm gibi zayıf bölgeleri olsa da genelde lezzet bakımından stadlarının akustiği ile mimari yapısı ile kendinizi futbolun içinde hissettirmesi bakımından emsallerinden ciddi anlamda fark yaratıyor bu lig. orta sıranın altında bulunan takımların bile maçlarında diyorsunuz ki vay be mücadeleye bak. everton gibi bir takımın bile fanatiklik derecesinde taraftarı olduğunu duyduğumda garipsemiştim ve sormuştum esas tuttuğun takım hangisi diye, çünkü bizde öyledir, hem bursa hem de fenerbahçe taraftarı olabilirsin. adam şaşırıp suratıma bakmıştı ve cevap bile vermemişti. önceleri açık kanalda arada denk gelen maçlarda bile beni televizyon başına bağlayan maçları şimdi satın alarak seyretmek zorunda kalmak biraz can sıkıcı olsa da ayak üstü dürüm yiyen bünyenin* arada sırada ev kirası kadar para ödediği yemeklerle* kendini ödüllendirmesinin yanında akşamları evinde yediği düzenli, lezzetli ve kaliteli yemekler gibi duran maçların oynandığı lig.

Hiç yorum yok: