23 Ocak 2012 Pazartesi
BUSINESS CLASS
şanslı olanların da kullanabileceği uçuş sınıfı. uçakla istanbul'a gitmek için erkenden 3 arkadaş esenboğa havaalanına gittik. check-in'lerimizi önceden yaptırmış hatta biniş kartlarımızı bile bastırmıştık. valizlerimizi teslim edip birşeyler atıştıralım diye kontuara gittik. o sırada bir görevli gelip 1 saat erken uçmak isteyip istemeyeceğimizi sordu. ben dudak büktüm, çünkü keyif yapmak varken erken gitmenin bir manası yoktu. diğer arkadaş benim için farketmez dedi ve bir diğeri de olur dedi. aldığımız biniş kartlarını iptal ettirip yeni kart hazırlamaya koyuldukları sırada gidelim diyen arkadaşımız açıkta kaldı. sonuçta bir sonraki uçak için yerimiz vardı ve bir sorun yoktu bizim için ancak bir an önce gitmek isteyen bir bayan çakallık yapıp önümüze geçtiği için bizden biri açıkta kalmıştı. o sırada görevli ben sizi ne yapıp edip yollayacağım merak etmeyin diye elimizide yeni basılı olan biniş kartlarını tekrar aldı. business uçmak ister misiniz diye sordu? kafamızın üstündeki ünlem işaretlerini görüp cevap almadan işleme devam etti. yüzümüzdeki mavi ekrandan gözlerini çekip bilgisayarın ışıltılı ekranına bakarak hızlı klavye tıkırtılarıyla biniş kartlarımızı verdi. bu esnada uçak neredeyse kalkmak üzere ve belli ki sadece bizi bekliyorlar. kesin çok pis küfür yiyeceğiz ukala züppeler olarak tanımlanarak. uçağa gidip yerlerimize oturduk ve suratlarda hafif angry birds ifadesi ile bizi süzen insanlara piyango vurmuş çoban misali sütlaç gözlerle baktık. hanım hostes kızımız geldi ve ne içeceğimizi sordu. tabii ki portakal suyu! ardından çıplak vücuduna kremayı sıkıp yalamamızı istedi. şaka şaka, krema kısmı yokmuş cem* bizi kandırmış ama portakal suyu var. portakal suyu dediğim, pastorize kutu pınar portakal suyu. uçak kalktığında herkes masalarını açarken wright kardeşlerin uçağı bulmaya uğraşmadığı kadar uğraşarak masanın nerden çıktığını bulmaya çalıştık. sonra kopya çektik ve açar açmaz yemeklerimiz gelmişti zaten. zeytinyağlı enginar, biftekli sandviç, karides salatası ve creme brulee! sandviç o kadar sıcak, portakal suyu o kadar soğuk ki biz ilk yudumlarımızı yutmaya çalışırken diğer business abiler çay söylemeye başlamışlardı. sanırım ağızları kevlar kaplı. tabi bu sırada ayaklarımızı uzatmaya çalışmak için ve okuma lambasını açmak için harcadığımız zamanı saymıyorum bile.
her zaman önceden check-in yaptırıp biniş kartımı alan ben şimdi bir umut deyip erken gidiyorum havaalanına. 69 liraya business uçmak normal business uçmaktan daha keyifli. perdenin arkasında oturanların business uçanlara "kerizler, aynı yere gidiyoruz sonuçta 3 kat fazla para vermeye ne gerek var" dedikleri gibi, bende "kerizler, 69 lira verip business uçmak varken perdenin arkasında kalmaya ne gerek var" diyorum. ama dediğimle kalıp yine perdenin 69 liralık biletiyle perdenin arkasındaki keriz oluyorum.
çakallık yapıp önümüze geçen kadın mı!? perde kapandıktan sonra yerinden kalkıp ağlayarak hızla tuvalete giden bir bayan vardı. sanırım oydu.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder